"Kundalini ateşi, cinsel semboller ve farkındalık..."
Cinselliğin yüzyıllardır neden tabu olduğunu hiç düşündünüz mü? Nesillerin devamı için şart olan cinsellik, birçok toplum için hala üzerinde kolay konuşulamayan bir konu. Oysa cinsel enerjiyi doğru kullanmak; daha yaratıcı, daha özgür ve daha bilinçli bir yaşam için ihtiyacımız olan altın anahtarı bize sunabilecek çok büyük bir gücü açığa çıkarır. Hepimizin içinde saklı olan büyük potansiyeli uyandırmak için cinsel enerjimizi tanımalı ve doğru şekilde yükseltmeyi öğrenmeliyiz.
Aqua Yaşam Kişisel Dönüşüm Merkezi tarafından sunulan ve Uzm. Dr. Psikoterapist Seda Ülgen ve Sayın Erhan Altunay tarafından gerçekleştirilecek olan “Cinsel Enerji ile Benlik Keşfi” adlı seminerimizde, bir farkındalık aracı olarak cinselliği tartışacağız.
Seminerimizde ele alınacak konuların bazıları:
• Dişi ve eril enerjilerin önemi
• Kendiliğimize ulaşmada cinsel enerjinin rolü
• Kundalini enerjisi, libidinal enerji ve cinsellik arasındaki ilişki
• Neden enerjitik çalışmalarda cinsel perhiz önerilir?
• Ülkemizde ve gezegenimizde yaşanan cinsellikle ilgili geçişler, zaman açısından ve enerjitik yönden nasıl bir önem taşıyor?
• Dişi enerjimizi neden keşfetmek zorundayız?
• Toplumda cinsel kimliğin kazanılmasının önemi
• Erginlen(e)me(me)
• Cinsellikle ilgili semboller nedir, neden önemlidir?
• Cinselliğin bastırılması ve açığa çıkarılması
• Farkındalığın yolu cinsellikten mi geçiyor?
29 Nisan 2010, 19.00-21.00
Bibliotecha Kültür Merkezi, İstiklal Cad. Anadolu Sok. No: 23/6, Taksim/İst
(Ulaşım krokisi için: http://www.bibliotheca-istanbul.com/iletisim.html)
Kayıt ve detaylı bilgi için: 0530 516 12 00
aqua@aquayasam.com
19 Nisan 2010 Pazartesi
16 Nisan 2010 Cuma
TANGO ile Değişim Yolculuğu
Farklı bir duygulanım yaratır "Tango" kelimesini duymak... aşk kokar, tutku kokar, düşünmekle bile bedenimizi bir tebessüm sarar. Tıpkı fantastik bir dünyaya dokunabilmek ve bir düşten geri gelmek gibi olduğunu düşünürüz. Aslında Tango’da durum tam tersidir, düşler dünyasına dokunmanın ötesinde o dünyayı gerçek kılabilmek, onun gerçekliğini kendi dünyamıza getirebilmektir. Bambaşka bir dünyada önce kaybolma, ve yolculuğu tamamlayabilirsek yepyeni bir dünyada yeniden doğmaktır.
"Tango" hakkında çok fazla şey yazılıp çizilse de aslında tangonun serüvenini fark edebilen ve tamamlayabilen çok az kişi vardır. Kimi yolculuğun nereye gittiğini göremez, yarı yolda bırakır; kimi yolculuğun ne verdiğini göremez; bir tango kadını, bir tango erkeği olamadan sadece orada bulunur ve geçer gider. Oysa "o", bizlere başlı başına hayatı yeniden keşfedip, yeniden yaratabileceğimiz bir fırsat sunar.
Bir keşif yolculuğudur Tango. Önce öğrendiğimiz tüm kalıpların, üzerimize yapışan etiketlerin, doğruların, o birlikteliklerin içinde bizi nerede tuttuğunu keşfederiz; tıpkı toplumdaki öğrenilmişliklerimizin bizi nasıl kısıtladığını ve istemediğimiz yaşamlar yarattığını fark etmek ve o noktalara dokunmak gibidir. Tek tek bu etiketleri kaldırmayı, özgürleşmeyi ve kendi rengimizi, gerçeğimizi ve doğamızı yeniden keşfetmeyi öğreniriz. İlk defa gerçek benliğimizi hisseder, bunu dışarıdakilerle olduğu gibi paylaşmanın şaşkınlığını yaşarız.
Kadınlar gerçek dişiliklerine tüm beklentilerden uzak, özgürce dokunur. Kadın olarak teslimiyeti öğrenirken, teslim olduğu alanda kendi olarak var olmayı da öğrenir. Erkekler, kadının sorumluluğunu almayı, gücünü korumayı, karar verirken kadının duygularına ve varlığına hitap edebilecek tüm varoluşla ilgili uyumlu kararlar vermeyi keşfeder. Gerçek gücünü keşfeder. Kendi keşfine, bir başkasının bedenini, duygularını keşfetme, tanıma ve empati eşlik eder. Öyle ki kendini keşfeden insan, karşısındakini keşfettiğinde iki farklı rengin tek bir renk gibi uyum ve estetik içinde bulunmasını ve bundan haz almayı, saygı duymayı öğrenir. Birken, iki kişi için en doğru zamanı ve akışı yakalamayı öğrenir. Ve tüm keşfini bütünün içinde, bütüne uyumlu bir biçimde sunmayı öğrenir.
Bir farkındalıktır tango. Burada size detaylarını henüz anlatmayacağım, ama hep aradığımız dış dünya ile iç dünyanın farkındalığını yakalama ve dengelemedir. Zamanı kullanmayı, zamana direnmeden ne gereğinden hızlı, ne gereğinden yavaş, zamanla akmayı deneyimletir. Gerçek renginizi keşfetme ve dengeleme, özgürleşme yolculuğudur. Yaşamı yeniden keşfedip, en asil şekliyle en yüksek bilgelikle yeniden uyum içinde var olmayı öğrenebileceğimiz bir oluştur. Ezberlerden uzak, her "an" yeniden yaratmayı ve en güzeli yeniden seçebilmenin öğretmenidir.
Zen dünyası ile modern dünya arasında kurulan bir köprüde “tango insanı”, iki dünyanın da ustası olmayı öğrenir. Yolculuğun sonunda ne mi var? Düşleyebileceğinizden veya fark edebileceğinizden çok daha derin bir yaşamın anahtarı var. Yaşamda kaybolduğunuz yerde tüm kilitleri açabilmenin anahtarlarının gizlendiği bir sır perdesi aslında tango... Özgürleşmenin, değişmenin, farkındanlığın, bilgeliğin ve birçok sırrın...
Çok yakında bu yolculuğun en derin gizemlerini ve anahtarlarını sizlerle paylaşacağız.
Uzm. Dr. Seda Ülgen
"Tango" hakkında çok fazla şey yazılıp çizilse de aslında tangonun serüvenini fark edebilen ve tamamlayabilen çok az kişi vardır. Kimi yolculuğun nereye gittiğini göremez, yarı yolda bırakır; kimi yolculuğun ne verdiğini göremez; bir tango kadını, bir tango erkeği olamadan sadece orada bulunur ve geçer gider. Oysa "o", bizlere başlı başına hayatı yeniden keşfedip, yeniden yaratabileceğimiz bir fırsat sunar.
Bir keşif yolculuğudur Tango. Önce öğrendiğimiz tüm kalıpların, üzerimize yapışan etiketlerin, doğruların, o birlikteliklerin içinde bizi nerede tuttuğunu keşfederiz; tıpkı toplumdaki öğrenilmişliklerimizin bizi nasıl kısıtladığını ve istemediğimiz yaşamlar yarattığını fark etmek ve o noktalara dokunmak gibidir. Tek tek bu etiketleri kaldırmayı, özgürleşmeyi ve kendi rengimizi, gerçeğimizi ve doğamızı yeniden keşfetmeyi öğreniriz. İlk defa gerçek benliğimizi hisseder, bunu dışarıdakilerle olduğu gibi paylaşmanın şaşkınlığını yaşarız.
Kadınlar gerçek dişiliklerine tüm beklentilerden uzak, özgürce dokunur. Kadın olarak teslimiyeti öğrenirken, teslim olduğu alanda kendi olarak var olmayı da öğrenir. Erkekler, kadının sorumluluğunu almayı, gücünü korumayı, karar verirken kadının duygularına ve varlığına hitap edebilecek tüm varoluşla ilgili uyumlu kararlar vermeyi keşfeder. Gerçek gücünü keşfeder. Kendi keşfine, bir başkasının bedenini, duygularını keşfetme, tanıma ve empati eşlik eder. Öyle ki kendini keşfeden insan, karşısındakini keşfettiğinde iki farklı rengin tek bir renk gibi uyum ve estetik içinde bulunmasını ve bundan haz almayı, saygı duymayı öğrenir. Birken, iki kişi için en doğru zamanı ve akışı yakalamayı öğrenir. Ve tüm keşfini bütünün içinde, bütüne uyumlu bir biçimde sunmayı öğrenir.
Bir farkındalıktır tango. Burada size detaylarını henüz anlatmayacağım, ama hep aradığımız dış dünya ile iç dünyanın farkındalığını yakalama ve dengelemedir. Zamanı kullanmayı, zamana direnmeden ne gereğinden hızlı, ne gereğinden yavaş, zamanla akmayı deneyimletir. Gerçek renginizi keşfetme ve dengeleme, özgürleşme yolculuğudur. Yaşamı yeniden keşfedip, en asil şekliyle en yüksek bilgelikle yeniden uyum içinde var olmayı öğrenebileceğimiz bir oluştur. Ezberlerden uzak, her "an" yeniden yaratmayı ve en güzeli yeniden seçebilmenin öğretmenidir.
Zen dünyası ile modern dünya arasında kurulan bir köprüde “tango insanı”, iki dünyanın da ustası olmayı öğrenir. Yolculuğun sonunda ne mi var? Düşleyebileceğinizden veya fark edebileceğinizden çok daha derin bir yaşamın anahtarı var. Yaşamda kaybolduğunuz yerde tüm kilitleri açabilmenin anahtarlarının gizlendiği bir sır perdesi aslında tango... Özgürleşmenin, değişmenin, farkındanlığın, bilgeliğin ve birçok sırrın...
Çok yakında bu yolculuğun en derin gizemlerini ve anahtarlarını sizlerle paylaşacağız.
Uzm. Dr. Seda Ülgen
6 Nisan 2010 Salı
Sevgi Ne Değildir?
"Seni çok seviyorum." Belki çok önemli olmayan bir anda, belki defalarca provasını yapıp, belki çok sıradan bir tonla, belki bir defa belki binlerce defa bu cümleyi eminim kurmuşsunuzdur. Tam o anda karşınızdakine neden bu cümleyi kurdunuz ve tam o anda ne hissettiniz? Eminim hepsinde birbirinden az da olsa farklı duygular vardı ama aynı cümleyi kurdunuz. İşte bu yazı çok uzun zamandır düşündüğüm, bir türlü yazamadığım bir konu üzerine. Baştan söylemeliyim, bu yazı "sevgi nedir?"in cevaplarının arandığı bir yazı degil, zira sevginin ne olduğunu ben de bilmiyorum.
Sevginin ne olduğu üzerine birçok yazı okudum başlamadan önce, çoğunda ünlü tasavvuf şairlerinden, ünlü yazarlardan alıntılar ya da hikayeler vardı. Alıntıların bir noktadan sonra anlamından kaybettiğini bildiğim için bu yazıda sevgi üzerine bol yıldızlı ve şaşalı alıntılar da olmayacak.
Basit bir teori; yeni doğan bir çocuk düşünün, sevgi kavramını ilk kimden öğrenir? Anneden. Bu illa onu dünyaya getiren kadın olmak zorunda değil tabi, anneanne ya da onu yetiştiren herhangi başka bir kadın da 'annedir'. Sevgi kavramını anneden öğrendiğimiz için annemizi hangi sıfatlarla tanımlıyorsak sevgi kavramının içine bu kavramları koyarız.
Bir dakika durup yazının devamını okumadan önce "Anneniz sizin gözünüzde nasıl bir kadındı?" sorusunu düşünmenizi istiyorum. Bu soru bana sorulduğunda ilk aklıma gelen 'fedakar ve şefkatli' olmuştu. Çoğumuzun annesi de eminim bu "olumlu" sıfatlara sahiptir. Hep denir ya "Türk kadını fedakardır" diye ve dilimizde olumlu bir sıfattır fedakarlık. Ancak işin aslı pek de böyle değildir ki birazdan bunun sebeplerini açıklayacağım. Ona gelmeden önce bir soru daha; sevdiğiniz insanlara sevginizi nasıl gösterdiğinizi düşünmenizi istiyorum. Kendimden yola çıkarsam -ki kendimden öteye de gidemeyeceğimin farkındayım- sevdiğim insanlara karşı hep fedakar olmuşumdur. Annemi tanımlarken kullandığım ilk sıfata bakın: fedakar. Bu tesadüf değil elbette. Peki fedakarlık neden olumlu bir sıfat değildir?
Etiketler:
anne,
fedakarlık,
sevgi,
şefkat
2 Nisan 2010 Cuma
Bilinçdışı Kayıtlarımız ve "Sarkaç"
Doğduğumuz anda beyaz ve boş bir sayfayla başlarız hayata. Zaman geçtikce hayatı deneyimleriz; gözlemleriz, tadarız, koklarız, duyarız ve bu kayıtları unuttuğumuzu zannederiz. Oysa bizim hiç düşünmediğimiz anlar orada, bilinçdışının sularında sisler içinde yüzer, derinlere batıp kaybolmaz. Şunu unutmamak gerekir, eğer yaşadığımız bir anın duygusu varsa, mutlaka bilinçdışında kaydı da vardır.
Bu noktaya kadar her şey yolunda. Peki bizim isteğimiz dışında tuttuğumuz kayıtlar ne işe yarar? En temelde bu kayıtlar hayatta kalmamızı kolaylaştırmaya çalışır. Varlığımızı koruyan bir sistemdir bu kayıtlar. Eğer hayatımızı gerçekten kolaylaştırıyorsa sorun yok. Peki ya hayatımızı zorlaştırıyorsa? Kendimizi bir sarkaç olarak düşünelim, tam orta noktadayken dengedeyizdir; ancak bu yanlış kayıtlar sarkacı dengeden çıkarır ve bazen sağa bazen sola kaymasına neden olur. Ve çoğunlukla bu durumun farkında olmayız.
Bir önceki yazımda ‘duygu’dan yola çıkıp duyguların hayatımızı nasıl etkilediğinden bahsetmiştim. Bu yazıda bunu biraz daha genişletip içine ‘Düşünce’ ve ‘Madde’yi de koyacağım. Temel şablon içten dışa şu şekilde ilerler: Düşünce, Duygu ve Madde. Madde her şeyi çevreler, örter. Biraz önce bahsettiğim sarkacın sağında ya da solunda durduğumuzda bunu ilk 'maddede' deneyimleriz. Maddeden sadece etrafımızı çevreleyen cisimleri anlamak doğru değil, buna davranışlarımızı da ekleyebiliriz.
Bu noktaya kadar her şey yolunda. Peki bizim isteğimiz dışında tuttuğumuz kayıtlar ne işe yarar? En temelde bu kayıtlar hayatta kalmamızı kolaylaştırmaya çalışır. Varlığımızı koruyan bir sistemdir bu kayıtlar. Eğer hayatımızı gerçekten kolaylaştırıyorsa sorun yok. Peki ya hayatımızı zorlaştırıyorsa? Kendimizi bir sarkaç olarak düşünelim, tam orta noktadayken dengedeyizdir; ancak bu yanlış kayıtlar sarkacı dengeden çıkarır ve bazen sağa bazen sola kaymasına neden olur. Ve çoğunlukla bu durumun farkında olmayız.
Bir önceki yazımda ‘duygu’dan yola çıkıp duyguların hayatımızı nasıl etkilediğinden bahsetmiştim. Bu yazıda bunu biraz daha genişletip içine ‘Düşünce’ ve ‘Madde’yi de koyacağım. Temel şablon içten dışa şu şekilde ilerler: Düşünce, Duygu ve Madde. Madde her şeyi çevreler, örter. Biraz önce bahsettiğim sarkacın sağında ya da solunda durduğumuzda bunu ilk 'maddede' deneyimleriz. Maddeden sadece etrafımızı çevreleyen cisimleri anlamak doğru değil, buna davranışlarımızı da ekleyebiliriz.
Etiketler:
bilinçaltı,
bilinçdışı,
hipnoz,
suçluluk
19 Şubat 2010 Cuma
"Gıda seçerken doğal, katkı maddesiz ve sağlıklı olmasına özen gösteriyorsun. Artık bunu düşünme! Tek yapman gereken gıdayla ilgili farkındalık geliştirmek; bunu başardığında artık gıdaları besin değerlerine göre seçmek zorunda kalmayacaksın.
Kendi kendini sabote ediyor olman biraz da uyulması gereken değişmez kurallar olduğuna inanmandan kaynaklanmakta. Seni gerçekten besleyen ve canlı tutan tek gıda kendi iç ışığından ve özgürlüğünden gelmektedir.
Kendi kendini sabote ediyor olman biraz da uyulması gereken değişmez kurallar olduğuna inanmandan kaynaklanmakta. Seni gerçekten besleyen ve canlı tutan tek gıda kendi iç ışığından ve özgürlüğünden gelmektedir.
8 Şubat 2010 Pazartesi
"Modern Çağda AŞK" Semineri
TEK Mİ, ÇİFT Mİ?
Aşık olmak ve ilişkiye aşkla devam etmek en büyük arzumuz. “Tek” olmak ise büyük özgürlük... Ama özgür olmanın bedeli yalnızlık mı? Psikoterapist ve Aile Hekimi Uzmanı Dr. Seda Ülgen ve Erhan Altunay, sizleri Aşk’a uyanmaya davet ediyor. Gelin soruları hep birlikte yanıtlayalım ve modern çağa inat, duygularımızı özgürce yaşamanın yollarını araştıralım.
• Aşkı hayatımıza neden çekemiyoruz?
• İlişkilerimiz nasıl amansız bir güç savaşı haline geldi? İlişkinin kumandası kimin elinde?
• Kadın ve erkek doğasını, özünü ne zaman unuttu? Nasıl yeniden hatırlayacak?
• Aile olmak; bireyselliği, özgürlüğü öldürür mü? Evlenmek, aşktan vazgeçmek midir?
• İlişkiyi canlı tutmak için neler yapabiliriz?
• Ayrılık acısından sonra, yola yeniden nasıl çıkacağız?
• Aşkı aramaktan vazgeçip, güven ilişkisiyle mi yetinmeliyiz?
• Aşk maskesi takmış farklı duygularımızı nasıl ayırt edeceğiz?
1 Şubat 2010 Pazartesi
Bir Fincan Çayla Meditasyon
Meditasyon, gül tomurcuğu gibi kendine kıvrılıp içe dönmenin, beden-zihin-ruh bütünlüğünü sağlamanın, yüksek benliğimizle iletişim kurmanın ve daha dengeli bir yaşam için birçok ipucunu bulmanın en harika yollarından biri. Ancak, çoğu insan günlük hayatın özellikle zamanla ilgili sınırlandırmaları nedeniyle meditasyonu günlük bir alışkanlık olarak hayatına dahil etmekte zorlanıyor. Düşüncelerden sıyrılıp, hiçbir şey yapmadan sessizliğimizle başbaşa kalmak çok büyük bir ihtiyaç olduğu halde, çoğumuzun da zorlandığı bir ritüel olarak hep erteleniyor. Aslında meditasyon için her zaman bağdaş kurup oturmamız bile şart değil.
Aşağıda Camille Maurine ve Lorin Roche (Ph. D.) tarafından kaleme alınmış Meditation 24/7 “Practices to Enlighten Every Moment of the Day” adlı kitaptan Türkçe’ye çevirerek alıntıladığımız basit bir meditasyon var. Bu meditasyonla her sabah güne daha olumlu başlayıp; yaşamın tadını, kokusunu kendimize hatırlatıp, önümüzdeki saatleri çok daha keyifli geçirmeyi sağlayabiliriz.
Aşağıda Camille Maurine ve Lorin Roche (Ph. D.) tarafından kaleme alınmış Meditation 24/7 “Practices to Enlighten Every Moment of the Day” adlı kitaptan Türkçe’ye çevirerek alıntıladığımız basit bir meditasyon var. Bu meditasyonla her sabah güne daha olumlu başlayıp; yaşamın tadını, kokusunu kendimize hatırlatıp, önümüzdeki saatleri çok daha keyifli geçirmeyi sağlayabiliriz.
Etiketler:
meditasyon,
nefes,
rahatlama
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








