Kadın olmak... hele de bu çağda, bu ülkede… Söylerken bile bazen zorlanıyor insan. Kim olacağını bilemeyen; yüzlerce yük, kimlik sırtında, beklentiler, öğretiler arasından kendine yol açmaya çalışan kadınlarsanız hele... Anne mi? Çalışan mı? Kırılgan mı? Güçlü mü? Hizmet mi etmeli, savaşmalı mı?
Kadın olmak... Acaba eskiden daha mı kolaydı? Bilemiyorum ama şimdi daha zor eminim.
Hassas vücutlarına ağır zırhlarını giyen, gözyaşlarını, yumuşak duygularını yok etmeye çalışan, taşıyamadıkları ağır zırhların bedenlerinde yaralar açtığını bilen kadınlar... İyileşemeyen ve her şeye rağmen gülümseyen…
Bir erkeğe hizmet etmeli, yuvasını var etmek için fedakarlık yapmalı, ödün verenin hep o olması gerektiği ile başlayan öğretiler, en büyük ve temel bilgiyi de verir ona: ” Bir erkek olmadan hayatta asla güvende olduğunu öğrenemezsin”. Sonra da iş dünyasına yollarlar, tek başına erkeklere karşı savaş diye... Güvende olmadığını, güçsüz olduğunu yıllardır içinde bir yer itiraz etse de öğretilen kadınlar itiraz etmeden anlayamadıkları karmaşaya uymaya çalışırlar. Yıllarca üzerlerine değersizlik, zayıflık yüklenen kadınlar bir erkekle güvende, değerli olacaklarını sanırlar.






