
Her birimiz doğumumuzun ardından kimliğimizi geliştirme, yapılandırma, hayatı tanıma ve uyum sağlama sırasında bir sürece ihtiyaç duyarız. Bu; hem fiziksel hem de duygusal açıdan gerekli; seçimlerimizi, kimliğimizi, doğrularımızı, yanlışlarımızı belirleyebileceğimiz bir dönemdir. En başta yemek yeme, hareket etme, su içme gibi tüm fiziksel ihtiyaçlarımızı karşılayabilmek için annemize çok bağımlıyken, zaman içinde önce emeklemeye başlarız. Dengelendikçe, o sürece hakim oldukça, bir ileri aşamaya geçeriz. Tutunarak yürümeye, bağımsız yürümeye, koşmaya kadar ilerleriz. Tüm fiziksel ihtiyaçlarımızı kendimiz karşılamayı öğrenene kadar, bu süreç bu şekilde devam eder.
Aynı süreç duygu ve düşünce yapımızın gelişimi için de geçerlidir. Hayatımızı anlamlandırıp; farklılıkları, seçtiğimiz etkilerin oluşturduğu tepkileri ve bize geri dönüşlerini öğrenene kadar; anne, baba, öğretmen gibi, ilerisinin deneyim veya bilgisine sahip kişilerin yönlendirmesine, yardımına ihtiyaç duyarız. Bu esnada egomuz kendi seçimlerini oluşturabilecek kadar güçlenmeye başlar; deneyimledikçe olgunlaşıp, kendine uygun olan ve olmayanı ayırt edebilir hale gelir. Ancak zaman zaman yorulan egomuz deşarj olmaya, dinlenmeye de ihtiyaç duyar. Stresin oluşturduğu gerginlikten kurtulmak için kaçışlar yaşar. Bu, bir çocuğun eve gelip çok ödevi varken, televizyon izlemesi gibidir. Ya da spor yaparken yoğun çalıştırdığımız kasları, arada durup su içerek dinlendirdiğimiz ana benzer. Ancak “terliyorum, yoruluyorum” diye kasınızı yormamak, terlemekten kaçmak bedeninize nasıl etki ederse, hayat da egonuza aynı şekilde etki eder. Seçimlerimizi yapmalı, sürecin stresine ve sonuçlarına katlanmalı, kimi zaman düşsek de yeniden ayağa kalkacak kadar güçlenmeyi öğrenmemiz gerekir.
